19 Mayıs 2009 Salı

"DEMLENMEK" VE "DİLLENMEK" ARASINDA...


Şair olacak olan(!) !
Biriktirdi tüm “yanış”ları yüreğinde…
Çünkü böyle kalmıştı zihninde
Susunca çoğalacak, çoğalınca pusacaktı…
Kalemi eline almayı bundan ibaret sanacaktı…

“demleneyim” dedi…
Avaz avaz susayım da demleneyim…
Kapağımı kapatayım da renk vermeyeyim..
Kelimeyi gölgeme köpek,
Hayatı dilime pelesenk…
Tutam tutam susayım da demleneyim…
Tabirini zıddıyla eyleyeyim.

Asrı sabrıma sigorta,
İsyanı ritmime son nota…

Sonra “dilleneyim” dedi,
Ateş ile gece arsında dilleneyim,
Miadı doldu diye renklerin
Sesten medet umayım, sesleneyim…
Tüten dumana kıstas külleneyim…
Uyku ile gözyaşı arasında dilleneyim,
Gökyüzüne bakıp kargayı yeniden dinleyeyim…


4 Nisan 2009 Cumartesi

naklen yayın...


Şimdilik “ben” zamirinin üzeri çizildi. “hiç” sıfatınınsa altı… ve bu cümleler böylece upuzun ve sürekli nükseden bir çizgide, şerit değiştiremeden kalacak!...

11 Mart 2009 Çarşamba

KÜLLENMİŞ BİR YEMİN


İncire, zeytine, ve geceye, ve örtüsünü çıkardığında gündüze,
Ve yıldıza ( ve on bir yıldıza) ve aya, ve güneşe
Ve asra…
Ve daha en keskin yeminlerle başlayan her şeye…

Kurak coğrafyası tuzlu sudan ötesini istemeyen,
Ve yalnızca bunu sebep bilip dolabilen,
Kalemi dokununca bir beyaza, kanaya(bile)n,
Aynı kalem, saplanınca demlenen yüreğine, eriyebilen,
Eridikçe seyreltik tuzlu sularda teyemmüm eden,
Yalnızca tek bir darbeyle devrik ilân edilen,
Kelimeler gözlerini yırtınca ağlayabilen
Kökleri damlattıklarıyla toprağa tutunabilen
Ve dalları çatal çatal tutuşabilen
Ve tüm hepsini “kün!” sesine mal edebilen,
Aynaya bakınca derinliğinde boğulabilen,
Affedemeyen ancak affolunmayı dileyen
Künyesinde –yalnızca sevdiği adetlerce- “sevgili” yazabilen
Seviyor olmasını “sevgili”den bilen,
Ahdetmeyi istemese de bir “ah”ı ile bunu başarabilen,
Sıfatları ismine, ismi kalemine ağır gelen…Tüm tekil ve çoğul şahısları tekeline almış ve alacak olana bir yemin imza

7 Mart 2009 Cumartesi

ANGARYA


Bazı yazgılar “akışına bırakmak” ön fiiline dayanır.
Sahipleri mecburdur, tek kelime müdahale edemezler.
Bazı hayatlar sarsıntılarla ayakta kalır,
Dayanıklı binalar yapmayı akıllarından bile geçirmezler.

Türkünün en vurucu kıtası aslında her “duyuş”
Ve bazı yazgılar hep bu duyuşa meraklı.
Bugün yarının dünü, dolayısıyla günleri ayıran tek bir rötuş!
Hal böyle olunca zaman sinelere yalnızca askıntı…


amar es tiempo perdido si no se es correspondido

''Bütün acıların en acısı, sevmek, ama boşa sevmektir''

3 Mart 2009 Salı

"TUZ"LU HİKÂYE


Kelimelerle oynamayı cümle yarasına “tuz” niyetine bastı
Ve bir başka zaman oyununa geldi kelimelerin
Yandı cümle yarası “tuz” aşkından
Söndürmek için “tuzlu su” damlattı yanağından...

SALINCAK


Salın ey ruhum
Öne… Arkaya
Sürül ey gönlüm
Bir garba bir şarka
Değil miydi sanki med cezirler silsilesi ömrüm
Yabancı mı ki iniş çıkışlara yazgım

Salın ey ruhum
Öne… Arkaya
Bu salıncak ki yabancı
Alışkın değil sallanmaya
Bir “geçe” bir “kala” gayrı dünya…

Salın ey ruhum
Dök eteğinde ne kadar sabır taşı varsa
Vuslat günüdür bugün baharla

Salın ey ruhum
Kim erişebilir ki bu salıncağa
Olsa olsa iter arkandan
Hızın artar yalnızca

Salın ey ruhum
Korkma zemheri telaşlarda
Kim erişebilir ki salıncağına
Arkandan ittirirde
Hızını arttırır yalnızca…

2 Mart 2009 Pazartesi

BİR DAĞ KUCAKLAMAK


Kucaklayasım var şu dağı,
Ve üzerine düşen bulutun gölgesini
Saklanmasın bugün hiçbir niyet
İyisiyle kötüsüyle her biri kabul edilsin
Ve aynadakini sevmekle değişsin rota!
Sonra başka aynadakilere sahip çıkılsın…

Mavi rengini gitmekle karıştıran o kıza da söyle;
Gitmeyi çabalamaktan bir parça sanmasın…

Ve kırılınca tüm sözler ıslak bir gecede
Ve toparlamaya çalışırken onları şair olacak olan (!)
Elindeki kesikleri, kelimelerden bilmesin…
Yalnızca bilsin ki keskin olan ne varsa aşktandır!
Ve ancak aşkla şair, aşkla insandır…