11 Mart 2009 Çarşamba

KÜLLENMİŞ BİR YEMİN


İncire, zeytine, ve geceye, ve örtüsünü çıkardığında gündüze,
Ve yıldıza ( ve on bir yıldıza) ve aya, ve güneşe
Ve asra…
Ve daha en keskin yeminlerle başlayan her şeye…

Kurak coğrafyası tuzlu sudan ötesini istemeyen,
Ve yalnızca bunu sebep bilip dolabilen,
Kalemi dokununca bir beyaza, kanaya(bile)n,
Aynı kalem, saplanınca demlenen yüreğine, eriyebilen,
Eridikçe seyreltik tuzlu sularda teyemmüm eden,
Yalnızca tek bir darbeyle devrik ilân edilen,
Kelimeler gözlerini yırtınca ağlayabilen
Kökleri damlattıklarıyla toprağa tutunabilen
Ve dalları çatal çatal tutuşabilen
Ve tüm hepsini “kün!” sesine mal edebilen,
Aynaya bakınca derinliğinde boğulabilen,
Affedemeyen ancak affolunmayı dileyen
Künyesinde –yalnızca sevdiği adetlerce- “sevgili” yazabilen
Seviyor olmasını “sevgili”den bilen,
Ahdetmeyi istemese de bir “ah”ı ile bunu başarabilen,
Sıfatları ismine, ismi kalemine ağır gelen…Tüm tekil ve çoğul şahısları tekeline almış ve alacak olana bir yemin imza

7 Mart 2009 Cumartesi

ANGARYA


Bazı yazgılar “akışına bırakmak” ön fiiline dayanır.
Sahipleri mecburdur, tek kelime müdahale edemezler.
Bazı hayatlar sarsıntılarla ayakta kalır,
Dayanıklı binalar yapmayı akıllarından bile geçirmezler.

Türkünün en vurucu kıtası aslında her “duyuş”
Ve bazı yazgılar hep bu duyuşa meraklı.
Bugün yarının dünü, dolayısıyla günleri ayıran tek bir rötuş!
Hal böyle olunca zaman sinelere yalnızca askıntı…


amar es tiempo perdido si no se es correspondido

''Bütün acıların en acısı, sevmek, ama boşa sevmektir''

3 Mart 2009 Salı

"TUZ"LU HİKÂYE


Kelimelerle oynamayı cümle yarasına “tuz” niyetine bastı
Ve bir başka zaman oyununa geldi kelimelerin
Yandı cümle yarası “tuz” aşkından
Söndürmek için “tuzlu su” damlattı yanağından...

SALINCAK


Salın ey ruhum
Öne… Arkaya
Sürül ey gönlüm
Bir garba bir şarka
Değil miydi sanki med cezirler silsilesi ömrüm
Yabancı mı ki iniş çıkışlara yazgım

Salın ey ruhum
Öne… Arkaya
Bu salıncak ki yabancı
Alışkın değil sallanmaya
Bir “geçe” bir “kala” gayrı dünya…

Salın ey ruhum
Dök eteğinde ne kadar sabır taşı varsa
Vuslat günüdür bugün baharla

Salın ey ruhum
Kim erişebilir ki bu salıncağa
Olsa olsa iter arkandan
Hızın artar yalnızca

Salın ey ruhum
Korkma zemheri telaşlarda
Kim erişebilir ki salıncağına
Arkandan ittirirde
Hızını arttırır yalnızca…

2 Mart 2009 Pazartesi

BİR DAĞ KUCAKLAMAK


Kucaklayasım var şu dağı,
Ve üzerine düşen bulutun gölgesini
Saklanmasın bugün hiçbir niyet
İyisiyle kötüsüyle her biri kabul edilsin
Ve aynadakini sevmekle değişsin rota!
Sonra başka aynadakilere sahip çıkılsın…

Mavi rengini gitmekle karıştıran o kıza da söyle;
Gitmeyi çabalamaktan bir parça sanmasın…

Ve kırılınca tüm sözler ıslak bir gecede
Ve toparlamaya çalışırken onları şair olacak olan (!)
Elindeki kesikleri, kelimelerden bilmesin…
Yalnızca bilsin ki keskin olan ne varsa aşktandır!
Ve ancak aşkla şair, aşkla insandır…

MATARA


Kirpiklerimden buharlaşanlardır dünya,
Akıtabildiklerim kalan damlalarımdır,
Bu yüzden gökyüzüne şiir yazmadım hiç,
Dillendirmedim deniz özlemimi,
Türkü yakmadım bir kuşa
Aynadakileri bile sahiplenmedim!
Demir atmadım başkasının limanına
Hatta “çapa”yı çıkarıp attım gemiden.
En fazla çöp adamlar çizdim ders kitabıma
Ya da çamurdan uçurtma yaptım, -hıdrellezde- gül dalları arasına
Bir de papatya topladım anneme

Şimdi kiralık yalanlarla oyalanıyorum
Ve asla kökler salmıyorum mekânlara
Göçebe kâfilesindeki matara gibiyim
Yalnızca dolup boşalıyorum defalarca…

EMİR KİPİ


Telafi et beni sevgili,
Aynamdaki yüze anlam yükle,
Gemine sakla ruhumu zamansız tufanlarımdan
Göç et bana sevgili,
Mülteci nefretlerini yolla kampıma
Ağlama duvarlarımızı birleştir sınırlarımızda

Paylaş benliğini sevgili
Acıyı da umudu da eşit dağıt.
Dengeye getir terazimizi
Ağır basarsa kefen
Yüreğimi değil ama yürek yaralarımı yükle

Defnet beni sevgili
Geleceğinin dumanlı musallasına
Ki bir fatihan kadar yücelt benliğimi semalarında

Ve kandır beni sevgili
En gerçek yalanına inandır…

MOR


Vakit buğulu, vakit sulu, vakit dar, hatta darboğazdı,
Vakit tatlı bir düşün kekremsi tadının dilime bulaştığı “an”dı…
Telaşelerim vardı, ipleri elimde, itler gibi dört bir yandan çekiştiren
Bekleyenimin bir “anne” beklettiğimin bir “kız” olduğu
Ve taa uzaklardan hoş olmayan davul seslerinin geldiği…
Bir dumanla beraber sineye çektiğim bilmem kaçıncı sevdaydı
Girişini yapamadığım ”sonuç”u dilimin ucunda kompozisyonlarım…
Ve ötelerin ötesinden bana gülümseyen bir kızım vardı.
Ebru niyetiyle suya salıverdiğim “renkli” bakışlar bir de…
Yanınca yazdığım, yazınca yandığım bir şiirin ilk cümlesi…
Küllerinden defalarca doğabilmeyi başarmış bir “gel” sesi

Vakit ateşin düştüğü yerden başka yeri yakmadığı bir vakitti
Vatan sağdı, şehitler ölmemiş vatan bölünmemişti.
Daha görülecek “güzel günler” vardı bir rivayete göre…
Aynamdaki yüz kinliydi, bakmıyordu bana.
İçimdeki bir militanda görmek istemiyordu onu.
Ben arayı bulmaya çalışırken, reklâm arası verildi salıncaklarda…
Vakit küremin ısınmaktan ıslanamadığı kurak bir vakitti…
İçimden başka bir militan ıslansın diye ağlıyordu ona
Bir başkası da ona katılıyordu, sonra öteki, sonra öteki…
Sonra zil çalıyor ders bitiyor, herkes gidiyordu,
Zil çalıyor, Pavlov köpeklerini çocukluğuma salıyordu.
Ve bir kız kalıyordu çok sonraları toz duman arasında
Korktuğunu belli etmemiş sımsıkı gözlerini kapatmış avluda…