17 Aralık 2009 Perşembe

TALEP FORMU


başı kesik kuş gibi
boyuna “kanat” çırpınıyorum
affet beni…

başım zekatı
kalbimin
ruhum delik deşik
kimsesizlikten
ey kimsesizler kimsesizi

esirge beni
ya rab
bağışla beni…



...ve uç uca yaşıyorum hayatı... bütün gün yürüyerek düşünüyor, bazen de düşünerek yürüyorum...

5 Aralık 2009 Cumartesi

TAŞ BANA


Bekleme dolu dolu “sabrım”
Taş bana!...
Bendeki boşluklara
Bendeki kuyulara
Düşünme daha fazla
Mühürlü fallarını
Aç bana
Islanma artık
Boşuna
İkna oldum ben
Sana…


Düş bana “ah”ım
Düşle bana
Kalemsiz kurşunsuz
Yaz bana
“yarın”lı sorular
Sorma

Kaç bana “ayna”m
Sakınma
Korkma
Ecelden gayrı her şeyden
Kaç bana
İhtarlara aldırma

Bak bana “nabzım”
Gözümü
Gönlümü
Kolla!...
Ve sağ kalan umutlarımı
Sakla!...

29 Kasım 2009 Pazar

TAHLİYE KANALI





Tarih Boz, günlerden Firar

Odam, kalbim, aourdum, rüyalarım,
Gözlerim, kollarım, ciğerlerim
Dolup taşıyordu “ben”le…
Tahliye kanalı gerekiyordu bana
Son tahlilde…

Farjad’den başkasının kemanıydı ulaşan hücreme
Daha da korkuncu cazip geliyordu reseptörlerime
Nabzın durması, solunumun nadasa kalması gibi
Tehlikeden başka bişey değildi!...

- Başka şeydi başka, iyi de ne?!?

Çapası düşmüş gemi kaptanının
İlk gözüne kestirdiği limandı, ruhun…
Yani tahliye kanalıydın koleksiyonumun
İhtimal kalması gereken ihtimalim…

Olsun…

18 Kasım 2009 Çarşamba

DÜŞ - TÜM


Ben düştüm,
Kalelerim ve
Kalemlerimle birlikte…
Gidemediğim diyâr
Ve güdemediğim develerimle
Develerimi üzerinden atlamadığım
Hendeğe…

Ben düş-tüm…
Körebe için gözleri bağlanmış
Ebenin gördüğü düştüm
Gözleri kapalıyken de
Açıkken de
Kafasının içindeki
Düştüm…

Ve birgün
Uyandım...
Gözleri bağlı ebeyi
Hayra yordum...


"Bu dünya hayatı yalnızca bir oyun ve tutkulu bir oyalanmadır. Gerçekte ahret yurdu ise işte asıl hayat odur. Bir bilselerdi…” (Ankebut-34)

22 Ekim 2009 Perşembe

İNSAN ZEHİRLENMESİ


Gözlerim karardı geçenlerde

Birisinin gözlerindeki görüntüde

Baş dönmesi, bulantı, titreme...

İnsanlar dokundu herhalde(!)

12 Ekim 2009 Pazartesi

BENİ YANLIŞ ANLA, NOLUR!..


Beni yanlış anla, nolur...

Çığlıklarımı bastırınca sessizliğin,

Beni yanlış anlamış olmanı dilerim...

Çünkü "yoksay"mandan efdal böylesi.

Anlama ihtimalin güçlenir belki...


Beni yanlış anla, nolur...

Gözlerin anlam ararken suretimde

-Aynasızların durduk yere kimlik sorgusu gibi...-

Sen gezindikçe bakışlarınla "cümle"mde

Geceden suya bastırdığım her iyiniyet, kirleniyor sanki...


Beni yanlış anla, nolur...

Anadiline yanlış tercüme edilmiş şiir gibi...

Şairin kalbindekileri değil de,

"çıktığı kabuğu beğenmeyen" anlamı gibi

Asimile olmuş, son azınlık çocuğu gibi,

tüketirsin, toplumun gibi...


Beni yanlış anla, nolur...

Çünkü susmayı âdet edinmiş,

Bunu telafi edebilecek kelimelerle, kanlı bıçaklı olmuş,

Bir köşede susarak kokuşma ihtimali için bile çıldırmak üzere,

"mesih" saplantılı bir simyacının

düşüsün sen...


sadece bu yüzden;


Beni yanlış anla, nolur...


8 Ekim 2009 Perşembe

madd(EN) ve man(EN)


niye en çok ben yara alırım?

bir acem türküsü dinlerken

niye falçata gibidir her ritmi?

niye en çok ben yaralanırım?

ya da en çok ben yara aldım sanarım?


en çok ben düşerim, neden?

ötekiler iki kelimeyle geçer de

ben sayfalarca susar, yine de kalırım "vize"den!...


hepsi gözyaşıdır, evet de...

en tuzlusu düşer payıma sanki?!?

bilmiyorum, öyle geliyordur belki de...

herkesin gecesi bu kadar karanlık mı?

benimki en "kuzgunî" sanki...


bu kadar hızlı büyüyüpte

herkes bu kadar "geç" kalıyor mudur peki?

kuyunun en dibi de

herkese bu kadar cazip mi ki?!?