15 Temmuz 2009 Çarşamba

SAFKAN KEDERLER


Kelimeler birikip düğümlenince kalemde
Kalem ar sayınca beyazlara ilişmeye
Beyaz ışık huzmesi olup düşünce geceye
Gece birlikte susunca bir "sağanak" ile
Sağanak yağmur olup düşünce gözlere
Gözler hemhâl olmuşken iki damla ile
Damla süzülüp kirpiklerden buluşunca sayfa ile
Sayfa kinli bakınca üzerinde gezinen ele
El uzanamaz olunca asgari bir vehme
Vehim gölgelenince safkan bir kederle
Keder kelime anlamına kırılınca perdede
Perde örtü olunca o mahrem kelimelere...
Kelimeler...
Kelimeler, toprak kokulu bir geceye
Nakarat oluverdi...
Rahman esirgesin
arsız "şair olacak olan"(!) 'ın

şerrinden kelimeleri....

8 Haziran 2009 Pazartesi

Şems-i Yusuf


Şems-i Yusuf’um;

Tarih; sekiz haziran ikibindokuz pazartesi,

Sıcak bir haziran gününde bir okul binasının zemin katında, mezarlığa bakan bir pencerede, aklıma düşen Güneş;

Bilmiyorum deyebilecek mi gözlerim gözlerine…

Zamana itimadı olmayan, sırf bu yüzden gelecek zaman çekimli fiillere sahip cümleler kuramayan bir “anne” var olabilecek mi yeryüzünde ?

Şimdiden ( ve hatta yalnızca isminle var olabileceğin ihtimalini biliyorken de) tüm duyduğum hislerden daha kutsal başka bir şey uyandırdın içimde…

Esirgeyen ve bağışlayan Yaratıcı’nın gölgesinden çok küçük bir şefkat koptu geldi derinlerimden…

Şems-i Yusuf’um;

Şimdiden sana anlatmayı düşlediğim öyküler planlıyorum, ve seninle göz göze gelinceye kadar her birini içimdeki çocuğa anlatacağım…

3 Haziran 2009 Çarşamba

BATIL UMUTLAR NAKARATI


“Sakın ölme,
Düş ama ölme!
Tekrar düşle ama ölme!”

Bir nakarat yankılandı bir terli kabusta,
“güçlü” sıfatının hakkını verebilmek telaşında,
Bir nemli gece, bir demli parçayla,
Kalemin kanamasının heyecanıyla,
Umutlar, “ölme” uyarısına çarpınca,

“Sakın ölme,
Düş ama ölme!
Tekrar düşle ama ölme!”

Baharın en geç cemresi beynine düştüğü için,
Ve buhurdanlığında bir sinsi koku olduğu için,
Ve savaşmak hissi ağlamak hissine galip geldiği için,
Ve gece böylesine saygılı sabaha boyun eğdiği için,
Ve içinde eriyip, içerisinde eridiği kentler için,
Ve asrı, sabrına sigorta bellediği için,
Ve kelimelerin o hain bıçak darbesi için,
Ve her nefsin ölümü tadacağını bildiği için,
Ve bir zaman önce ağlamayı ar saydığı için,

Kalemi eline aldı da düşüne sızan nakaratı yazdı sayfaları kanatarak;

“Sakın ölme,
Düş ama ölme!
Tekrar düşle ama ölme!”

19 Mayıs 2009 Salı

"DEMLENMEK" VE "DİLLENMEK" ARASINDA...


Şair olacak olan(!) !
Biriktirdi tüm “yanış”ları yüreğinde…
Çünkü böyle kalmıştı zihninde
Susunca çoğalacak, çoğalınca pusacaktı…
Kalemi eline almayı bundan ibaret sanacaktı…

“demleneyim” dedi…
Avaz avaz susayım da demleneyim…
Kapağımı kapatayım da renk vermeyeyim..
Kelimeyi gölgeme köpek,
Hayatı dilime pelesenk…
Tutam tutam susayım da demleneyim…
Tabirini zıddıyla eyleyeyim.

Asrı sabrıma sigorta,
İsyanı ritmime son nota…

Sonra “dilleneyim” dedi,
Ateş ile gece arsında dilleneyim,
Miadı doldu diye renklerin
Sesten medet umayım, sesleneyim…
Tüten dumana kıstas külleneyim…
Uyku ile gözyaşı arasında dilleneyim,
Gökyüzüne bakıp kargayı yeniden dinleyeyim…


4 Nisan 2009 Cumartesi

naklen yayın...


Şimdilik “ben” zamirinin üzeri çizildi. “hiç” sıfatınınsa altı… ve bu cümleler böylece upuzun ve sürekli nükseden bir çizgide, şerit değiştiremeden kalacak!...

11 Mart 2009 Çarşamba

KÜLLENMİŞ BİR YEMİN


İncire, zeytine, ve geceye, ve örtüsünü çıkardığında gündüze,
Ve yıldıza ( ve on bir yıldıza) ve aya, ve güneşe
Ve asra…
Ve daha en keskin yeminlerle başlayan her şeye…

Kurak coğrafyası tuzlu sudan ötesini istemeyen,
Ve yalnızca bunu sebep bilip dolabilen,
Kalemi dokununca bir beyaza, kanaya(bile)n,
Aynı kalem, saplanınca demlenen yüreğine, eriyebilen,
Eridikçe seyreltik tuzlu sularda teyemmüm eden,
Yalnızca tek bir darbeyle devrik ilân edilen,
Kelimeler gözlerini yırtınca ağlayabilen
Kökleri damlattıklarıyla toprağa tutunabilen
Ve dalları çatal çatal tutuşabilen
Ve tüm hepsini “kün!” sesine mal edebilen,
Aynaya bakınca derinliğinde boğulabilen,
Affedemeyen ancak affolunmayı dileyen
Künyesinde –yalnızca sevdiği adetlerce- “sevgili” yazabilen
Seviyor olmasını “sevgili”den bilen,
Ahdetmeyi istemese de bir “ah”ı ile bunu başarabilen,
Sıfatları ismine, ismi kalemine ağır gelen…Tüm tekil ve çoğul şahısları tekeline almış ve alacak olana bir yemin imza

7 Mart 2009 Cumartesi

ANGARYA


Bazı yazgılar “akışına bırakmak” ön fiiline dayanır.
Sahipleri mecburdur, tek kelime müdahale edemezler.
Bazı hayatlar sarsıntılarla ayakta kalır,
Dayanıklı binalar yapmayı akıllarından bile geçirmezler.

Türkünün en vurucu kıtası aslında her “duyuş”
Ve bazı yazgılar hep bu duyuşa meraklı.
Bugün yarının dünü, dolayısıyla günleri ayıran tek bir rötuş!
Hal böyle olunca zaman sinelere yalnızca askıntı…


amar es tiempo perdido si no se es correspondido

''Bütün acıların en acısı, sevmek, ama boşa sevmektir''